antalya escort istanbul escort

escort Beylikdüzü escort Ataköy escort Bakırköy escort Avcılar escort Şirinevler escort Bahçeşehir escort Merter escort Mahmutbey escort Kayaşehir escort Büyükçekmece escort Küçükçekmece escort Başakşehir escort Halkalı escort Esenyurt escort Sarıyer escort Bahçelievler escort Yenibosna escort escort Dubai berlin escort porno izle seks hikayeleri sex hikayeleri tr.link

The world-famous watch provides rolex replica.

DOLAR

18,0717$% 0.62

EURO

18,2949% -0.13

GRAM ALTIN

1.019,26%0,24

BİST100

3.020,01%1,34

BİTCOİN

422396฿%0.41471

ETHEREUM

33831Ξ%2.11177

İmsak Vakti a 02:00
Adana AZ BULUTLU 30°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Quetzal

Quetzal

01 Haziran 2020 Pazartesi

    ANTIFA Gerçeği

    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    ABD bir kez daha kısaca Antifa olarak adlandırılan antifaşist hareketi tartışıyor.

    Altı gün önce ABD’nin Minneapolis kentinde bir polis memurunun silahsız bir siyah olan George Floyd’u dakikalarca boğazına basarak öldürmesinin ardından başlayan ve hızla yayılan gösterilerde Antifa da sokaklarda.

    Beyaz ırkın üstünlüğünü savunan ve neo-Nazi anlayışını destekleyen aşırı sağcı gruplara tepki olarak oluşan Antifa, ABD’nin muhafazakâr kesimleri tarafından ise ‘en az aşırı sağ kadar tehlikeli’ olarak tanımlanıyor.

    Şubat ayında aşırı sağ provakatör Milo Yiannopoulos’in Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’ndeki konuşmasını engellemeleri ile gündeme gelen antifaşistler, Charlottseville’de düzenlenen ve beyazların üstünlüğünü savunan ‘Sağı Birleştirin’ yürüyüşlerine karşı çıkmaları ile bir kez daha dikkati üzerlerine çekti.

    Peki Antifa nedir? Nereden geliyor? Militan antifaşizm ya da ‘Antifa’, aşırı sağ ile savaşmayı içeren toplumsal devrime dair radikal solcu siyasi görüş. Bu görüşü destekleyenler büyük oranda polisin ve devletin beyazların üstünlüğü üzerinden uygulamalar geliştirmesini durdurmaya çalışan komünist, sosyalist ve anarşistler. Bu üstünlük yerine, Charlottesville’de tanık olduğumuz gibi, faşizme karşı birlikte mücadeleyi savunuyorlar.

    Dünya çapında çeşitli Antifa grupları var fakat Antifa sosyalizm ideolojisi gibi birbiriyle uluslararası bağlamda ilişikli bir organizasyon değil. Antifa, yerel neo-Nazilerin hareketlerini gözlemleyen ve buna göre konum alan özerk anti-faşist gruplardan oluşuyor. Yerel faşistleri komşularına ve işverenlerine teşhir ediyor, toplumsal eğitim kampanyaları düzenliyor, mültecileri destekliyor ve beyaz üstünlüğünü savunan yapılar ve organizasyonları engelliyor.

    Antifaşist örgütlenmenin büyük bir kısmı pasif. Fakat kendilerini ve diğerlerini beyazların üstünlüğünü savunan gruplardan fiziksel olarak savunmaya ve faşist örgütlenmeleri ölümcül hale gelmeden engellemeye istekli oluşları onları liberal ırkçılık karşıtlarından ayırıyor.

    Anti-faşistler kölelik ve soykırım dehşetlerinden sonra beyazların üstünlüğünü savunanlara fiziksel şiddet uygulamanın hem etik olarak meşru buluyor hem de stratejik olarak etkili buluyorlar. Onlara göre, erdemler ve bunların arkasındaki bağlamların eksikliğinde, soyut olarak şiddetin etik konumunu tartışmamalıyız: Bunun yerine çok geç olmadan, Nazilere karşı savaşmak için etik açıdan tutarlı yöntemler sunuyorlar. Charlottesville’deki neo-Nazi saldırıdan kurtulan Cornel West’in belirttiği gibi: ‘Eğer anti-faşistler bizi neo-faşistlere karşı savunmasaydı hamam böceği gibi ezilirdik’.

    Antifa Trump’ın yükselişinden bu yana Amerika siyasetinde yeni bir güç olarak görünse de aslında anti-faşist gelenek yüz yıl daha geriye dayanıyor. İlk anti-faşistler İtalya kırsalında Benito Mussolini’nin ‘Siyah Gömlekliler’ine karşı savaştı, Munich’in ara sokaklarında Adolf Hitler’in ‘kahverengi Gömleklileri’yle çatıştı ve Madrid’i Francisco Franco’nun milliyetçi ordusuna karşı savundu. Avrupa’nın dışında da anti-faşizm, İkinci Dünya Savaşı sırasında Japonya emperyalizmine karşı çıkan Çinlilere ve Latin Amerika diktatörlüğüne direnenlere bir direniş oldu.

    Bugünkü Antifa siyasetinin izi ‘ksenofobi’ (yabancı düşmanlığı) ve Britanya’da 1970 ve 80’lerde oluşan Skinhead kültürlerinden doğru sürülebilir. Ayrıca Antifa’nın Almanya’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından devrimciler ve mülteciler tarafından oluşturulan özsavunma gruplarında da kökü vardır.

    Anti-faşistler geçmişe baktıklarında Mussolini’ye eğer 1919’da henüz 100 kişilik bir çekirdek kadro iken müdahale edilseydi çok daha kolay olacağını düşünüyor. Onlara göre, aşırı sağcı Alman İşçi Partisi de Hitler ilk toplantılarına katıldığında henüz 54 kişiyken, daha Hitler partiyi Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’ne (Nazi Partisi) çevirmeden müdahale edilseydi her şey daha kolay olurdu. Onları tepki göstermeye iten rejimler uzun süre önce yok olsa da anti-faşistler kendilerini ileride çekirdekten başlayıp daha büyük bir hareket veya rejim oluşturmasını muhtemel gördükleri küçük ırkçı ve Nazi gruplarla mücadele etmeye adadı.

    ANTIFA’nın gözü, göçmen karşıtı kimliğini sürekli ön planda tutan ve bu tavrı ile ülkedeki faşist gurupları yüreklendiren Trump’ın üzerinde…

    Devamını Oku

    Dünya’nın Sağlığı Güvende mi?

    Dünya’nın Sağlığı Güvende mi?
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ NE ZAMAN KURULDU?

    19-22 Temmuz 1946 tarihlerinde New York’ta düzenlenen Uluslararası Sağlık Konferansı’nda Birleşmiş Milletler’e üye 51 ülkenin temsilcisi ile FAO, ILO, UNESCO, OIHP (Merkezi Paris’te bulunan Uluslararası Halk Sağlığı Bürosu), PAHO, Kızılhaç, Dünya İşçi Sendikaları Federasyonu ve Rockefeller Vakfı Temsilcileri Dünya Sağlık Örgütü Anayasasını oluşturmuşlardır. Dönemin Sağlık Bakanı Dr. Behçet Uz’un gayretleriyle Türkiye de DSÖ’nün kuruluş ve Anayasa oluşturma çalışmalarına fiilen katılmıştır.

    Dünya Sağlık Örgütü Anayasası 22 Temmuz 1946 tarihinde ülkemizin de aralarında bulunduğu 61 ülkenin temsilcisi tarafından imzalanmıştır. DSÖ Anayasası Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti adına Prof. Dr. İhsan Doğramacı tarafından imzalanmıştır.

    Dünya Sağlık Örgütü 2019 yılının son çeyreğinde Çin’de baş gösteren ve günümüzde de halâ dünya gündemini meşgul eden Covid19 Pandemisi nedeniyle herkesin hakkında bilgi sahibi olmaya çalıştığı, açıklamalarını ve eylemlerini yakından takip ettiği bir kuruluş olmuş durumda.

    DSÖ’nün başkanlığını yapan Tedros’un komünist görüşlü bir terör örgütü üyeliğinden şimdiki konumuna nasıl geldiği konusu ise ayrıca merak konusu. Tedros’ un CV’si aslında biraz kafa karıştırıcı. Biyoloji dalında lisans eğitimi alan Tedros, Bulaşıcı Hastalıklar İmmünolojisi üzerine yüksek lisans ve Halk sağlığı Üzerine doktora yapıyor. Fakat Medikal Lisans eğitimi almamış ve Küresel sağlık yönetimi alanında bir tecrübe sahibi olmayan Tedros, nasıl oluyor da Birleşmiş Milletler çatısı altında kurulan bu saygın örgütün başına getiriliyor?

    1974 yılında Etiyopya’da patlak veren, günümüzde de hala etkisini sürdüren iç savaşın baş aktörlerinden biri komünist görüşe sahip bir terör örgütü olan, Tigray Halk kurtuluş Cephesiydi. Tedros bu örgütün merkez yöneticilerinden birisiydi.

    TPLF kısa adıyla dünya terör örgütleri literatüründe yer alan bu örgüt, etno-faşist yapısının yanı sıra, yasa dışı eylemleri ile iç karışıklığın teminatı haline gelmişti. Örgüt daha sonra 1991 yılında Etiyopya’da iktidara geldi. Devletin imkanlarını da kullanarak terör geleneğini sürdürdü. Tedros bu iktidarın 2005 – 2012 yılları arasında Sağlık Bakanlığını, 2012-2016 yıllarında ise Dış İşleri Bakanlığını yaptı.

    Katliam faili terör örgütü üyesi iken iktidara gelen ve bu gücünü yasa dışı yollardan adam kaçırma, etnik guruplar üzerindeki faşist uygulamalar ve Afrika’lı liderlerin ününü korumak adına üç büyük salgını örtbas etmiş olmasına rağmen nasıl olur da DSÖ gibi saygın bir örgütün başında olduğu halen bir muamma. Ama Çin’in salgının başından beri durumun vehametini saklaması ve dünya kamu oyunu hatalı bilgilendirmesi ve bu hataların Tedros tarafından örtülmesi, akıllarda komünist Çin lideri Şi Cinping ile arasında olan ideolojik ülkü birliğinin ne denli etkisi olduğu yönünde kuvvetli soru işaretleri bırakmış durumda.

    Devamını Oku

    Yeni Tehlike Hantavirüs.

    Yeni Tehlike Hantavirüs.
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Corona Virüs şokunun ardından Çin’den başka bir virüs haberi daha geldi. Çin’e yakınlığı ile bilinen ve İngilizce yayın yapan Global Times’ın haberine göre; Yunnan’dan Shandong’a otobüsle dönen bir kişi hayatını kaybetti ve yapılan testlerde Hanta Virüsü’nün pozitif olduğu belirlendi. Otobüsteki diğer 32 yolcuya da test yapıldı.

    Peki Hantavirüs nedir?

    Bunyaviridae ailesinden bir RNA virüs olan Hanta, ilk izole edildiği yer olan Güney Kore’deki Hantaan nehrinden adını alır. Virüsün yol açtığı Kanamalı Ateş ile seyreden Renal Sendrom (HFRS) daha çok Asya ve Avrupa kıtasında görülürken, Hantavirüs Pulmoner Sendrom (HPS)’a neden olan tip daha çok Amerika kıtasında görülmektedir. Geçen yıllarda ülkemizde ortaya çıkan ve kenelerle bulaşan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi’nin etkeni olan nairovirus de yine bu bunyaviridae ailesindendir.

    Hanta Virüs; enfeksiyon sırasında damar çeperlerinin hasar gördüğü viral bir hastalıktır. Damar geçirgenliğinin artması ve trombositopeni sonucu hemorajik (kanamalı) belirtilerle seyredebilir. Hipertansiyona, akciğer ödemi, böbrek yetmezliği ve şoka kadar gidebilen ölümcül bir tabloya yol açabilir.

    Erken belirtileri: Yorgunluk, ateş, kalça, sırt ve omuz gibi büyük kas gruplarında ağrıyı içerir. Ayrıca baş ağrısı, baş dönmesi, karın ağrısı, ishal, kusma, bulantı gibi nonspesifik semptomlar da görülebilir.

    Devamını Oku

    Öngörülemez Pandemi

    Öngörülemez Pandemi
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Fransız Bilim İnsanı François Balloux twitter hesabından yaptığı açıklamada çarpıcı bilgiler verdi.

    Bulaşıcı hastalıklar üzerinde çalışan bir sistem biyoloğu olan Balloux, beş yılını dünya standartlarında bir “salgın tepki modelleme” biriminde çalışarak geçirmiş. Covid-19 pandemisi hakkında söyledikleri yabana atılır gibi değil.

    Bu salgınla ilgili henüz etkili bir önleme mekanizması olmadığını ve kabul edilebilir bir çözümden çok uzak olduğumuzu belirten biyolog, covid-19’dan bu yüzyılda karşılaşılan en ciddi küresel halk sağlığı pandemisi olarak bahsediyor.

    Açıklamasında covid-19’un ilkbaharın sonlarına doğru kuzey yarım kürede azalacağından ve kışın ortasında ikinci bir dalga olarak yeniden geleceğinden bahseden Balloux, ikinci dalganın daha öldürücü olacağından endişe duyduğunu belirtiyor.

    Salgının ne ölçüde mevsimsel olduğu ve ne kadar sürede bağışıklığa neden olacağı bilgisinden oldukça uzak olduğumuzu, bu nedenle salgını yönetmek gibi bir ihtimalin güç olduğunu belirtirken, bölgesel bağışıklık sürelerinin uzun süreli aşılama modellerini daha da karmaşık hale getireceğinden bahsediyor.

    Tek bir bölgeyi değil dünyayı tehdit eden salgının sadece entegre ve küresel bir yaklaşımla ele alınabilecek bir sağlık problemi olduğuna dikkat çekiyor.

    Balloux ayrıca, salgını yönetmek ya da ekonomik dengeleri korumak arasında bir seçim yapamayacağımızı, sağlık ve ekonomik refahın birbiriyle yakın ilişkisi olduğunu, kişi başına düşen milli gelir ile yaşam beklentisi arasındaki korelasyonun kusursuz olduğunu bu nedenle küresel ekonomide bir çöküşe neden olursa covid-19’un öngörülenden daha da fazla ölüme yol açacağından endişe duyduğunu belirtiyor.

    Balloux kötü düşünülmüş bölgesel müdahalelerin sorunu daha da içinden çıkılmaz hale getireceğini de açıklamasına ekliyor…

    Devamını Oku

    Kadının Adı…

    Kadının Adı…
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Dünya Kadınlar Günü ya da Dünya Emekçi Kadınlar Günü her yıl 8 Mart’ta kutlanan ve Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış uluslararası bir gündür. İnsan hakları temelinde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesine, ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanmasına ayrılmaktadır.

    8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 120 kadın işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 10.000’i aşkın kişi katıldı.

    26 – 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın “Internationaler Frauentag” (International Women’s Day – Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.

    Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında sosyalizmin yayılmasından çekinen bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960’lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleşen çeşitli gösterilerde anılmaya başlanmasıyla Batı Bloku ülkelerinde daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını kabul etti.

    Türkiye’de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü
    Türkiye’de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın, ve yığınsal olarak kutlandı, kapalı mekanlardan sokaklara taşındı. “Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı” programından Türkiye’nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında “Türkiye 1975 Kadın Yılı” kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984’ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından “Dünya Kadınlar Günü” kutlanmaya devam ediliyor.

    Günümüzde Dünya Kadınlar Günü, kadınlar açısından daha farklı anlamlar taşımaktadır. Artık 8 Mart, kadın hakları açısından bugünlere nasıl gelindiğinin hatırlanmasını sağlayan özel bir gündür. Dünya genelinde kadın hakları alanında son yıllarda olumlu gelişmeler sağlansa bile kadınlar açısından bir çok sorun hala çözülebilmiş değildir. Dünyadaki en yoksul insanların büyük bir çoğunluğu hala (%70’i) kadındır. Dünyadaki eğitim almamış insanların büyük çoğunluğu (2/3’si) yine kadınlardır.

    Afrika’daki hamile kadınların ölüm riski, Batı Avrupa’dakilerden 180 kat daha fazla.

    Gelişmekte olan ülkelerdeki kadınlar günde ortalama 20 litre suyu 6 km taşıyorlar.

    Mültecilerin %80’ini kadınlar oluşturuyor.

    Dünya’daki arazilerin sadece %1’i kadınlara ait.

    Siyasette ve iş dünyasında da kadınların oranı gelişmiş ülkelerde bile epey düşük.

    Avrupa Birliği’ndeki cinsiyetler arası en yüksek gelir adaletsizliği yaklaşık %25 farkla, Kıbrıs, Estonya ve Slovakya’da görülüyor.

    Kadın cinayet kurbanlarının yüzde 70’i eşleri ya da sevgilileri tarafından öldürülüyor. Dünyada her 3 kadından 1’i hayatının bir döneminde şiddete maruz kalıyor. Her 5 kadından 1’i hayatının bir döneminde taciz veya tecavüz girişimi kurbanı oluyor.

    Türkiye’de kadına karşı şiddet oranı gelişmiş devletlere oranla oldukça yüksek. Özellikle varoşlarda şiddete maruz kalan kadınların oranı %97’lere kadar çıkıyor.

    ABD’de her 90 saniyede 1 kadın tecavüze uğrarken, Irak’ta Nisan 2003’ten bu yana savaş sırasında ve sonrasında, en az 400 kadının tecavüze uğradığı İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün raporlarında yer alıyor.

    Dünyada, ağırlıklı olarak Afrika kıtasında 135 milyondan fazla kadın sünnet ediliyor.

    Dünyada 54 ülkede kadınlara yönelik ayrımcı yasalar bulunurken, ‘Namus Savunması’ Peru, Bangladeş, Arjantin, Ekvator, Mısır, Guatemala, İran, İsrail, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Venezuella’nın ceza yasalarında yer alıyor.

    Bir zamanlar Türkiye’de de olan “Namus Savunması” yasası uyarınca tecavüzcü kurbanla evlenmeyi teklif eder ve kurban da kabul ederse serbest bırakılır.

    Hal böyle iken, dünya genelinde ister gelişmiş, ister gelişmekte olan, ister se de 3. dünya ülkelerinde kadının maruz kaldığı ayrımcılığın genelde negatif yönde olduğunu, siyaset, iş dünyası ve kamusal alanda yeteneklerinin ve çabalarının karşılığını yeterli ölçüde alamadığını apaçık bir şekilde görebiliriz. Beden gücü gerektiren ve ücret karşılığı yapılan işlerin yanı sıra, toplumda kadına yüklenen, anne ve eş sıfatları, ev idaresindeki etkinliğini kusursuz yürütmesi yönündeki beklenti gibi yüklenen sorumluluklara rağmen, iş karşılığını almaya geldiğinde emeğinin küçümsenmesi hatta bazı ülkelerde yok sayılması yüzünden, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ nün ve içinde barındırdığı anlamın yansımasını tam olarak göremediğimizi söylemek pek de yanlış olmaz sanırım…

    Devamını Oku